Kürtler’de Sanat I; Hurriler

Nêrgiza Torî

Hurri Terimi

Hurri terimi Babil kaynaklarında Horite, Boğazköy’den çıkarılan Akkad yazıtlarında Hur-ri, Nuzi şehrinden çıkarılan Dub-Sar tabletlerinde Hur-ru (m) – i ve bir Hana tabletinde Hur-ri şeklinde kullanılmıştır. Kutsal kitap Incil‘de de Hurrileri gösteren yazıtlara rastlanmıştır. İncil’deki Hori adı (mağara sakinleri) Hurri adının karşılığında verilmiştir. Hurrilerin mağarası çok yerden geldikleri bu şekilde söylenmiştir. Hurri adlarına Tell-Ta’annek tabletleri de yer vermektedir.

Tüm bunlar bize İngilizce‘den geçen Hurrian, Hurrite terimlerinin kökenlerinin Hurrilerin kendileri için kullandıkları kelimelerin kökenine dayatılmaktadır. Bu terimlerin asılları Hurrilerin kendileri için kullandıkları Hurri olarak okunan Hurri teriminden gelmektedir. Hurri halkına ait ilk belirlemeler M.Ö. 2000 yıllarına rastlar. Bu dönemde Hurri halkının güneybatı yönünde ulaştıkları en ileri nokta Diyala nehri vadileridir. Diyala nehri yöresinde rastlanan Tuphi Aşum adı doğrudan bir Hurrice kelimeye örnek olarak gösterilebilir.

Ukriş genelde M.Ö. 3000 yıllarının sonlarında ve 2000 yıllarının başlarında Hurrilerin başkenti olarak kabul ediliyor. Ukriş sadece kraliyet merkezi değil, Hititlerin yazıtlarına göre, vatanları ve Hurrilerin baş tanrılarından Kumarbi‘nin tapınma yeri idi de. İlk bilinen Hurri kralı Ari Şen‘dir.

M.Ö. 3000 yıllarında Van Gölü çevresinden başlayan Hurrilerin güneye ve batıya doğru olan genişlemeleri sonucu Hurriler batıda Kilikya’nın Toros dağlarına kadar ilerlemişlerdir. Burada Labarnaş, I. Hattuşil ve I. Murşil önderliğindeki eski Hitit krallığını tehdit etmişlerdi. O dönemin Kilikya Toroslarında Kizzuwatna (Adana) bölgesi bulunuyordu. Bu bölgenin başkenti Kummani şehri idi. Kizzuwatna halkı Hurri ve Luwiyanlardan oluşuyordu. Bu bölgedeki bütün boylar büyük bir ihtimalle Hurrice konuşuyorlardı.

Hurriler ileriki yıllarda Asurluların ortaya çıkacakları bölgelerde (iki Zap arası) yaşıyorlardı. Hurri bölgesi ayrı şehirlerden oluşuyordu. Her şehirin işleri o şehirin kralı tarafından yönetiliyordu. Tüm Hurri şehirleri Zagros dağlarından Akdenize kadar olan alanda yer almışlardı. Hurrilerin en önemli şehirleri Nuzi, Mukiş, Amur, Arapa, Taite ve Karkamış idiler. Küçük şehirler de bütün Hurri krallığı sınırları içinde dağınık durumda idiler. Ayrıca Diyarbakır yöresinde Amadanu adında bir Hurri bölgesi vardı. Eski Hurri şehirlerinin bulunduğu bölgeler Van Gölü’nün güneyinde, Dicle nehrinin orta bölgelerinde idiler. Bunlardan başka, Hurrilern Hanigalbat adında bir bölgeleri daha vardı.

Orta ve Geç Asur dönemi yazıtlarına göre Hurriler bu dönemlerde Asur bölgesinin kuzeyinde ve batısında olan büyük bir bölgeye sahiptiler. Yine bu dönemde Hurri ülkesi aşağı Zap ırmağının güneyindeki bölgenin bir kısmını içine alıyordu. Yine bu dönemde Arrapcha krallığı Hurrilerin bir boyu olan Mittilere bağlı idi. M.Ö. 2000 yıllarında Hurriler Dicle’nin doğusundaki bölgelerde üstünlüklerini sağlamışlardı. M.Ö. 2000 yıllarının ilk çeyreği sırasında Hurri şehir devetleri Kuzey Suriye ve Mezopotamya‘da varlıklarını korumuşlardır. M.Ö. 2000 yıllarının ortalarında Hurrilerin Suriye’deki egemenlikleri daha da kuvvetlenmiştir. Alalah şehri halkının o zaman, büyük çoğunluğu Hurrili idi. Küçük Zap ırmağının yakınlarında, Nuzi‘nin kuzeyindeki Şuşşara‘da da Hurriler çoğunluktaydılar. Zamanla çeşitli Hurri boyları büyüyüp merkezleri Mezopotamya’da bulunan bir devlet kurmuşlardır. Buralarda Hurriler kültürlerini yerleştirmek için iyi bir fırsat buldular. Bunu da iki şekilde yapmışlardı. Kendi kütürlerini buraya yerleştirirken Mezopotamya’dan aldıklarını da geride bırakmışlardı. Hurriler bu yönleriyle hem yaratıcı, hem birleştirici idiler. İlk önce Akdeniz’in doğu sahillerinde Hurriler dilleri ile varlıklarını göstermişlerdir. Hurrilerin en önemli karakterleri kendilerini her şeye kolay alıştırmalarıydı.

Hurriler Anadolu’ya sızdıklarında buralarda daha kökleşmemiş uygarlıklar buldular. Hitit uygarlığı o zamanlarda Anadolu‘ya daha yeni yerleşmişti. Bunlar da orada bulunan Hatti uygarlığı üstüne kurulan bir uygarlıktı.

Bu arada Hititlerde Hurri ülkesine güçlü saldırılarda bulunuyorlardı. Bunun sonucu Hurriler yavaş yavaş güçlü oldukları yerlerden çekilmeye başladılar. Sonuçta Hurriler Orta Mezopotamya‘dan tamamen kaybolmuşlardı. Bunlar yalnız yabancı topraklarla kuşatılmış bir yerleşim yeri olan vadilerle ve batıdan güneye yarım daire şeklinde Ararat bölgesi sınırlarının bazı bölgelerinde, yukarı Fırat vadilerinde Sason dağlarındaki Çoroh‘ta ve belki de Botan çayı vadilerinde, Urmiye gölünün batı ve güneyindeki dağlarda kaldılar.

Hurrilerde Sanat

Hurriler sanat alanında çok ileri idiler. Hurri sanat eserleri Nuzi ve Alalah şehirlerinden çıkarılmışlardır. Bu da bize bu iki şehiren Hurri sanat merkezi olduklarını gösteriyor. Hurri sanat eserleri daha çok seramik ve kaya oymacılığı alanında görülüyor.

Hurri sanatına yaklaşmamıza yarayan en iyi araç kaya oymacılığıdır. Oymacılık motiflerini karışık yaratıklardan seçiyorlardı. Bu motifler Anadolu’da yeni dönem krallarının heykellerinde ve M.Ö. 1400‘den önceleri de rastlanıyordu. Genelde bu motiflerin en önemli kaynağı Hurriler gösteriliyorlardı. Ama bu kanıtlanması çok zor bir detaydı. Bu Hurri motifleri yerli halktan olmadıkları dönemlerde Kapadokya’da çok büyük bir ilerleme göstermekteydi. Bu motiflerin Suriye‘den alınmış oldukları varsayımı çok zayıftır. Çünkü bu motiflerin karakterlerini unutmamak gerekir. Anadolu sanatının kendine özgü bir karakteristiği vardı.

Hurrilerin Anadolu’da birçok alanda etkinlik gösterdiklerini gördük. Hurrili din adamının yanında, Anadolu’da Hurrili sanatçılara da rastlamak şaşırtıcı değildir.

Zaten Hurrili tanrıları ve mezheplerini benimseyenlerin dini heykellerinin bir sanat eserleri olduklarını kabullenmek gerekir. Üçüncü sınıf silindir pullar Suriye, Kapadokya sitili diye adlandırılan ve Hurrilerin bütün bölgesini kapsayan Suriye’nin kuzeyindeki bölgelerde de rastlanan pullar oluşturuyordu. Bu pulların üstündeki çok ince bir şekilde oyulmuş resimlere Mezopotamya’nın taş oymacılığında da rastlanmaktadır. Bunlarda Hitit elbisesi giymiş bazı insan figürlerine, baş figürün yanında, özellikle maymun şekillerinin dizildiği daha küçük hayvan figürleri de gözükmektedir.

Hurrilerin Mezopotamya ile sıkı ilişkileri bulunmaktaydı. Bu nedenle Sümer ve Akkadlardan çok şey öğrenmişlerdi. Hurriler güney komşularından öğrendiklerini Hititlere de öğretiyorlardı. Kültepe‘nin pulları Hurrilerin bu aracılık görevini iyi becerdiklerini kanıtlamaktadır. Hurrilerin Hititlere olan etkisi bütün Hitit tarihi boyunca devam etmiştir.

Hurrilerin sanatı hakkında çok az şey bilindiği için, onların sanatını tek başına inceleme olanağımız yoktur. Hurrilerin Anadolu ile ilişkilerinin çok sıkı olması nedeniyle Hitit ve Hurri sanatları bir incelenmiş, örnek verildiğinde, her ikisi de Hurri bölgesindeki sanattan örnek verilmiştir. Hurri bölgesindeki eserler Mezopotamya ve orta, güney Suriye’den esinlenerek yapılmışlardır. Kral Yarim-Lim‘in heykelciği orta ve güney Suriye’de yapılmıştır. Bu zamanlarda Mari okullarındaki hiç bir çalışmaya benzemeyen bu heykelcik Hurrilerin bağımsız sanat okulları çıkışlı olmalı. Bu Hurri okullarının ne geçmişi ne de takipçisi vardır. Ama Allepo (Halep) Jabullun‘da bulunan ve şu anda Paris’teki Loure müzesinde sergilenen bazalt taşından yapılmış olan heykelcik, Allepo’nun başkentlik yaptığı Jamchad‘tan geldiği ve bu bölgenin de Hurri sınırları içinde olduğıu için, Hurri yapıtıdır. Yazılıkaya‘nın kaya heykelcikleri M.Ö. 1260 yıllarından kalmadır. O zaman yeni Hitit krallığı dönemi idi. Geniş bir yerdeki rölyefler, Hurri isimleri olan Hurri tanrılarının heykelcikleri ve hiyeroglif oymaları ile kaplıydı. Bunlar bir Hurri bölgesindeki pulların üstündeki heykelciklerin büyütülmüş şekilleriydi. Bundan daha küçük olanlar bir galerideki çalışmaların sitilleri ve konuları bambaşka idi. Burada tanrı Surrama birçok tanrıyı kucaklıyordu. Bu görüntüyü Hitit kralları Muawatallis ve IV. Tudchaliya‘nın pullarında görüyoruz. Bu pulun üstündeki tanrı Sarruma’nın adı Hurrice olsa bile bu pulun konusu Hititçe idi. Burada biraz da Mısır etkisi vardı.

Yazılıkaya gerçekten IV. Tudchalia zamanında ise tanrılar Hurrice olan adlarını Hurrili olan kralların annesi Pudu-Hepa‘ya borçluydular. Belki de Pudu-Hepa bir Hurriliyi saray salonlarını işlemesi için görevlendirip Hititli sanatçılara da diğer görevleri vermiştir.

Syro-Hititlerin, Anadolu’nun tanınmış olduğu geleneğinin daha ince işlenmiş teknikleri vardı. Bunu Karkamış‘taki Araras‘ta bilinen bir çalışmada izlendiği gibi ustalığa kadar götürmüşlerdi. Ama bu gelenekte bir sülale sonra Asurlular tarafından yok edilmiştir.

M.Ö. 1400‘lerde Hurrilerde seramik işçiliği moda idi. Neredeyse Mittani prenslerinin egemenlik sembolleri haline gelen Nuzi (Kerkük şehri yakınlarında) toprak işçiliğinin baş teması tek bir şekilden, çok büyük ayağı olan yüksek ve ince olan testi oluşmaktaydı. Bu testilerin dışı beyaz sulu çamur tabakasıyla kaplanıyordu. Siyah bir arka fon çekildikten sonra bu fonun üstüne beyaz boya ile dekorlar çiziyorlardı.

En çok kullanılan şekil patronları, puldan ve rozetlerden oluşan bantlar, oyulmuş üçgenler veya kuşlar idi. Bu tür seramik Dicle‘nin orta bölümünü oluşturan Nuzi çevresinde Antakya (Antiochie) çevresinde olan Amik düzlüğüne kadar olan yerlerde görülen en neşeli ve hoş toprak işiydi. Ne kadar değişik iş yapan yerler bulunsa da, şaşırtıcı olan şey bütün çalışma yerlerinde ve seramik merkezlerinde bu tür seramiklerin yapılmasıydı. Bu merkezlerden ayrılan, şimdiye kadar yapılan arştırmalardan, ancak Alalah olduğu anlaşılmıştır. Alalah’ta formlar çeşitlilik göstermekte ve buradaki taslar, testiler, şişeler ve hayvan şeklinde vazolar bile yapılmaktaydı.

*Nêrgiza Torî, Kürtler’de Sanat kitabından alınmıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz