İnsanlık Bizde Mi Kalsın?

Adnan Fırat Bayar

Kürtleri yönetimleri altında tutan devlet erbabı/ahalisi ve bilhassa Türk devleti, Kürtlere şu aklı vermeyi sever: “Devletin önemi yok, hangi devlette yaşadığın değil, nasıl bir devlette yaşadığın önemlidir.

Kendilerini nispet ettikleri bayraklarını kutsarlar ve her an için onun uğrunda kan akıtmaya ne denli hevesli olduklarını her an beyan ederler ve fakat Kürtlerin şöyle düşünmelerini isterler: “Bayrakların ne önemi var, bunlar ilkel şeyler, önemli olan o bayrak altında nasıl yaşadığındır.

Vatanlarından tek bir çakıl taşı bile vermemeye ne denli azimkâr olduklarını her daim gösterirler ama Kürtlere şu aklı vermeyi severler: “Bizim sınırlar ile bir problemimiz yok, sınır diye bir şey mi kaldı bu çağda.”

Tarihte en olmadık şahıs ve devletleri bile Türk göstermek için kılı kırk yaran akıl, mesela Selahaddin-i Eyyubi gibi Kürt bir kişilik söz konusu olduğu zaman, etnik kökeni ile ilgili şöyle derler: “Selahaddin’in nihayetinde etnik kökeninin bir önemi yok, o bütün Müslümanlar için değerlidir.”

Bu örnekleri arttırmak mümkün. Ve nitekim bu doğrultuda düşünme noktasında ikna ettikleri bir hayli Kürt ahali de vardır.

Bunların Kürtlerden duymak istedikleri o son derece “hakcıl/makul” sözler, söz konusu toplum ve devletlerin “hakk”a olan inançlarından kaynaklanmıyor tabi. Tersine hakka olan inançsızlıklarından ileri gelen bir şeydir bu.

Yani bunlar, esasen söz konusu “doğru” ve “makul” şeylerin, bu topraklarda hiçbir zaman hükümferma olamayacağını düşündükleri için Kürtlerin bu “doğru şeyler” ile oyalanmak sureti ile yanlışa alternatif üretmelerini istememektedirler.

Biz Kürtlerin yüz yüze kaldığı bu tuhaf teklif oldukça ironiktir. Müstekbirler, Kürtler’in “hakk” söylemine nerdeyse sımsıkı yapışmasını isterler. Bol bol kardeşlikten, adaletten, diyalogdan, barıştan dem vurmamızı dilerler.

Bir yerde “güç bizde hak sizde olsun” diyerek hem yaşamımızdan, hem algımızdan hem de siyasal hayallerimizden bu iki şeyi birbirinden mutlaka ayırmamızı isterler.

Bu yüzden bizlerin bu “güzel” şeylerden bahsetmemizin onlar açısından tekabül ettiği şey mevcut vaziyetin idamesi için gerekli zihinsel niteliğin inşasıdır.

Bu tutumları, hakikatin söyleminin hakikatin karşıtına nasıl işlediği açısından da anlamı örnekliklerdir. Yani barış, dostluk ve kardeşliğinne işe yaradığı” ile alakalı bir muhasebe yapıldığında, vardığımız son-uçun; esasta barış, dostluk ve kardeşliğin lehine olmadığı açık.

Mesela bizden “devlet” ile oldukça “insanca” ilişkiler geliştirmemizi bekleyenlere cevabımız “biz devlete karşı insanca davranabiliriz ama bu durum; devletin bizi insan (kültürel bir varlık) olarak görmesi koşulu ile” olabilir. Böylece bizden talep edilen şeyi biz de onlardan talep etmiş olacağız. Onların bu talepleri ile neyi kast ettiğini açığa çıkarma şansına sahip olmuş olacağız. Böylece biz “insancıl” tavrımızı devletin “insancıl” duruşuna koşul kılabiliriz

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz